Tarih 4 Ekim 1991. Günlerden cuma, saat 19.00. İstanbul Devlet Konservatuvarı’nda geçen yedi yıllık eğitim yolculuğum boyunca hasretini duyduğum o anı —müziğimin insanlarla buluşacağı o anı— ilk kez yaşamak üzereydim. Eski AKM binasında, İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası’nın konseri, şef Tadeusz Strugała’nın el hareketiyle başladığında bas yaylı sazlardan yükselip tüm orkestraya yayılan o seslerin ruhumda bıraktığı iz, aradan geçen 35 yıla rağmen hâlâ taptaze; içimde, aynı heyecanla, aynı ürpertiyle, hiç eksilmeden tınlamaya devam ediyor.
Bu hafta birçok genç besteci, müziğini büyük çoğunluğunu hiç tanımadığı insanlarla birlikte dinlerken, eserinin kendi ötesinde bir anlam ve varlık kazandığı o ilk anın sarsıcı büyüsünü hissedecek. Bizler de onların unutamayacakları bu deneyimin tanıkları ve bir parçası olacağız. İcracı meslektaşlarımızın, hayalimizde kurduğumuz sesleri ve nota yazısında gizlenen tasarımlarımızı kendi birikimleriyle yoğurarak müziğe dönüştürmesi; ya da iç dünyamızın dinleyiciyle buluştuğu, birlikte yaşanan konserler olmasaydı ne kadar eksik, ne kadar yavan kalırdık.
İşte, Sesin Yolculuğu yıllardır genç besteciler için bu denli hayati ve varoluşsal işlevleri hayata geçiren güçlü bir zemin oluşturdu. Gençlerin nefes aldıkları, beslendikleri ve mesleklerini olması gerektiği gibi yaşadıkları bir vaha oldu. Onu daha da güçlendirmek hepimizin sorumluluğu. Bu festival kendiliğinden var olmadı; pek çok insan, inandıkları bestecilik ülküsü uğruna kişisel yaşamlarından, sevdiklerinden zaman ayırarak büyük bir özveriyle bu etkinliği var etti ve sürdürdü. Bunun farkında olmak, emeği geçenlere duyduğumuz minneti yalnızca sözlerle değil, eylemlerimizle de göstermekle mümkün. Bu süreçte daha fazla sorumluluk üstlenmek, hocalarımıza ve meslek büyüklerimize destek olmak, bu emeğe verilebilecek en anlamlı karşılık olsa gerek.
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ bırakma arzusuyla çıktığımız bu yolculuğu en verimli şekilde sürdürebileceğimiz güzel bir hafta diliyorum.
Hasan Uçarsu